• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/GencKalemlerTC
  • https://www.twitter.com/Genc_Kalemleriz
  • https://www.instagram.com/genckalemlerdernegi
  • https://www.youtube.com/channel/UC0VzJMZL82wPQrbkXHgq-LA
Üyelik Girişi
Site Haritası

Genç Kalemler Gözüyle Türkçe

Bize göre Türkçe, hem bu coğrafyada hem de tüm Türk Cumhuriyetlerinde tarih ve kültür birliğinin olmazsa olmazıdır. Kökleri birbirine bağlı olan milletlerin bu bağlılıklarını devam ettirebilmeleri için, en temel ortak değer olan Türkçenin, özünü (kökünü) yitirmeden kullanılıyor (konuşuluyor) olması gerekmektedir.

İşte bu noktada, günümüzün küreselleşen dünyasında Türkçe’nin özünü yitirmeden kullanılıyor olmasının önünde çok ciddi engeller vardır. Gerçi bu engeller özellikle ülkemizde 1900’lü yılların ortalarından beri süregelmekte, çeşitli çıkar hesaplarıyla Türkçe, tarihinden koparılmakta ve bir ayrıştırma aracı olarak kullanılmaya çalışılmaktadır. Yakın tarihimizde oluşturulan Osmanlıca / öz Türkçe” ayrımı bunların en belirginidir. Türk tarihini ele alırken büyük Türk İmparatorluğu olan Osmanlı İmparatorluğu’nu taçlandırmayı amaçlayan gruplar Osmanlıca terimiyle Türkçeyi tanımlayıp, yalnızca o dönem kullanılan dilin kullanılması gerekliliğini savunurken, Türk tarihini daha geriden, Selçuklulardan, hatta daha geriye giderek Hunlardan başlatanların ve Türkiye Cumhuriyeti’ni Osmanlı Devleti’nin önüne geçirmeye çalışanların savunduğu düşünce ise “öz Türkçe” adıyla anılıyordu. Ülkemizin 70’li yıllarını kasıp kavuran sağ-sol çatışması/ayrışması Osmanlıca – öz Türkçe çatışması/ayrışması olarak da vücut buluyordu. Bu çatışma / ayrışmaları kurgulayan ve hayata geçiren tüm güç odaklarının tek derdi, hem Osmanlı İmparatorluğu ile hem de Kurtuluş Savaşı ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile dünyaya hükmetmiş ve sömürü düzenine baş kaldırmış Türk milletinin gücünü kuvvetini kırmak, azaltmaktı. Milleti tarihi ve kültürel bağlarından kopararak ayrıştıran, bölen bir anlayışın oyunuydu aslında Osmanlıca-öz Türkçe kavgası.

1990’ların ortalarına gelindiğinde hem sağ-sol hem de Osmanlıca-öz Türkçe kavgaları güncelliğini yitirmiş, unutulmuştu. Türkiye’nin siyasi ve kültürel alt yapısı bölünmeleri ardında bırakmıştı. Artık Türk milletini tarihinden ve kültüründen koparmak için farklı bir oyun oynanması gerekiyordu. Bu oyunun adı Yabancı Dilde Öğretim oldu. Dönemin lise düzeyindeki devlet okullarının birçoğunda eğitim tamamen İngilizce ya da Almanca yapılmaya başlanmış, öğrencilerin bu sayede hem yabancı dil öğrenecekleri hem de kazanmaya çalıştıkları meslek bilgilerinin onlara daha iyi aktarılacağı savlarıyla bu eğitim düzeni benimsetilmeye çalışılmıştır. Bu dönemin belki de en belirgin özelliği ne yabancı dil öğrenebilmiş, ne meslek bilgisi düzeyinde daha ileriye gidebilmiş gençler yetiştirilerek, yalnızca ezberci sistemin temelleri sağlamlaştırılması ve öğrencilerin ellerindeki yazıları ezberleyerek sınıfları geçmeye başlaması olmuştur. Ülkedeki idari güç çok geçmeden bu sistemi büyük ölçüde terk etmiş, orta öğretim kurumlarının büyük çoğunluğunda eğitim dili yine Türkçe olmuştur. Ancak günümüzde dahi birçok üniversite, lisans eğitimlerini hala tamamen yabancı dilde vermeye devam etmekte, bilim dilinin İngilizce olduğu gerekçesiyle öğrettikleri bilimi İngilizce veya Almanca vermektedirler. Bu noktada durum öyle kötü bir haldedir ki; bazı üniversitelerin eğitim fakülteleri bu ülkenin öğrencilerini yetiştirecek öğretmenleri bu ülkenin diliyle değil, Almanca ile yetiştirmektedir.

2000’li yıllarda Türkçenin başına yeni ve daha tehlikeli belalar musallat oldu. 1990’lı yıllarda televizyonla tanışan ülkemiz, farklı kültür ve yaşam tarzlarına daha rahat erişmeye başlamış, insanlarımızın bu kültür ve yaşayış tarzlarına özenmeleri ve kendi kültür ve yaşam tarzlarını değiştirme, kendine ait değerleri sahiplenmeme, dahası aşağılama gibi tutum ve davranışlar televizyon aracılığıyla bilinçli olarak desteklenmiştir. Televizyonla birlikte başlatılan bu kültürel eritim 2000’lerde hızla yayılan internet ile doruk noktalara ulaştı. İnternet tüm dünyanın en güzel ve en farklı yönlerini sınırsızca gözler önüne sererken, ülkemiz insanında da bu güzelliklere ve farklılıklara öykünme, onlar gibi olma ve onlar gibi yaşama çabası ortaya çıkarmıştır. İnsanımız kendi tarihi ve kültürel temellerini unutarak, başkalarının tarihi ve kültürel temellerinde şekillenmiş yaşam biçimlerini benimsemeye başlamıştır. Oysa ki her elbisenin, kişiye özel olduğunu; bir başkası için biçilmiş elbisenin bizim üzerimizde eğreti duracağı gerçeğini unuttuğumuzu gösteren bu tutum ve davranış biçimi, başkasının kültürlerini eğreti gibi üzerinde taşıyan, tarihi ve kültürel bağlarından kopmuş, daha da kötüsü kendisini onlardan daha aşağı ve değersiz gören, aşağılık kompleksi içerisinde bir neslin yetişmesine sebep olmuştur. Bu nesilde sevinme, üzülme vb. temel duyguların ifadeleri dahi yabancılaşmış, yabancı dizilerdeki oyuncular gibi sevinip üzülmeye başlamıştır. İnternet beraberinde kendi özgün dilini de getirmiş, eğitim-öğretim yahut televizyon kanalları aracılığıyla oluşturulmaya çalışılmış Türkçenin bozulması ve değersizleştirilmesi ve İngilizce hükümranlığının etkinleştirilmesi internetle birlikte istenilen sonuca ulaştırılmıştır. İnternet yayıldıkça Türkçenin farklı, daha doğrusu bozuk kullanım örnekleri de yaygınlaşmış, sesli harflerin yutularak ifade bulduğu sözde daha pratik ama özünden hızla uzaklaşan bir dil kullanımı yayılmıştır. Bununla da kalmamış, Türkçe ve İngilizce kelimeler bir arada düşünülerek, Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’nun dediği gibi anglomanlıca veya tarzanca bir dil gençler arasında yayılmıştır.

Son olarak değineceğimiz fakat belki de en önemli sorun, dilimizin ekonomik dışa bağımlılığımızdan olumsuz yönde etkilenmesidir. Dil, kullanıldığı toplumun üretim değerleriyle değer kazanan, büyüyen bir yapıdır. Bu bağlamda maalesef ülkemizin üretim hacminin 1940’lardan sonra hızla düşmesinden, artan bilim ve teknoloji ithalatından ve bu sebeple de büyüyen dışa bağımlı ekonomimizden en çok etkilenenlerden biri de dilimiz olmuştur. Yapılan ithalatların, gerçek adlarıyla alınmaları ve anılmaya devam etmeleri, dilimizin üretkenliğini azaltmıştır. Hiç üretim yapamadığımızdan dilimize yeni terimler, kavramlar kazandıramamamız, ağırlıklı olarak İngilizce olmak üzere, Almanca ve Fransızca terim ve kavramlar karşısında Türkçemizi zayıf kılmıştır.

Tüm bu sorunlar ışığında Genç Kalemler Derneği olarak Türkçeye tarihi ve kültürel değerlerimizin devamlılığı için hayati önem taşıyan bir değer olarak bakmaktayız. Bu doğrultuda devlet politikamızın “milli” bir anlayışla, dışa bağımlı olmayan bir ekonomi ve eğitim-öğretim yapılanmasıyla şekillendirilerek, Türkçemizin devletimizi ve milletimizi kendisiyle ve dünyayla tarihi ve kültürel açılardan sımsıkı bağlamaya devam etmesi sağlanmalıdır. Türkçemizin ve milletimizin hak ettiği yere kavuşması için bir an önce yapılması gerekenleri sıralayarak metnimizi sonlandırıyoruz:

  • Tarihimizi bir bütün olarak ele almak, Hunlardan başlayarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne kadar olan bütün değerlerimize eşit oranda sahip çıkmalıyız.
  • Üretim toplumundan tüketim toplumuna geçmeliyiz. Bunun için de devlet politikamızın bu doğrultuda şekillendirip, çok sayıda ve başta teknoloji olmak üzere farklı sektörlerde üretim yatırımları yapmalıyız.
  • Ticaret politikamızın gelişimini Türkçe terim ve kavramlarla desteklemeliyiz. Ürettiğimiz ürünlere Türkçe isimler vererek kendi markalarımızı oluşturmalı, bu markaları dünyaya pazarlayarak –maalesef- milletimizi düştüğü “yabancı markalı ürünler değerlidir düşüncesiyle hayat bulan aşağılık duygusundan kurtarmalıyız.
  • Fabrika ve mağazalarımıza Türkçe isimler vererek Türkçenin ekonomi ve ticarette etkin hale gelmesini sağlamalıyız.
  • İthal ettiğimiz ürünlere, kendi dilimize uygun karşılıklar bularak, ithalat gerçekleşir gerçekleşmez söz konusu ürünün ürettiğimiz karşılıkla yayılmasını sağlamalıyız.
  • Başta ilk ve orta dereceli okullar olmak üzere, üniversite düzeyi de dahil olmak üzere eğitim ve öğretim dilinin tamamıyla Türkçe olmasını sağlamalıyız. Bunun yanında öğrencilerimizin birden fazla yabancı dil öğrenebilmeleri için kaliteli ve etkili eğitim öğretim modellerini okullarımızda uygulamaya başlamalıyız.
  • Televizyon ve internet ortamlarımızda, kendi tarihi ve kültürel değerlerimizi anlatan, öğreten eserler üretip, bunların genç nesiller arasında yayılmasını sağlayarak; hem tarihi ve kültürel değerlerini bilen hem de bu değerlere öykünen çocuklar, gençler yetiştirmeliyiz.

“Milli duygu ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması milli duygunun gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil bilinçle işlensin. Ülkesini yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.” Mustafa Kemal ATATÜRK

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam10
Toplam Ziyaret29917
Takvim